
1906'da Osman Hamdi Bey, bugün Türk resminin en ünlü tablosu sayılan yapıtını tamamladı: 'Kaplumbağa Terbiyecisi'. Ressam, 1907'de bu tablonun ikinci bir versiyonunu daha yaptı. Tablo, eski bir Osmanlı kıyafeti içinde, sırtı dönük durarak yere bakan yaşlı bir adamı gösterir. Adamın ayaklarının dibinde, marul yaprakları arasında ağır ağır dolaşan kaplumbağalar vardır. Adam, elinde bir ney ve sırtında bir nakkare (küçük davul) ile bu yavaş hayvanları sözde 'terbiye etmektedir'. Sahne, eski ve loş bir mekânda, yüksek bir pencereden süzülen ışıkta geçer. Tablodaki figürün, Osman Hamdi'nin kendi yüzünü model alarak yaptığı, yani bir tür otoportre niteliği taşıdığı kabul edilir. Resmin anlamı üzerine çok şey yazıldı. En yaygın yoruma göre 'Kaplumbağa Terbiyecisi', Osmanlı İmparatorluğu'nu modernleştirmeye, reform etmeye çalışan aydının durumunu anlatır: kaplumbağalar kadar yavaş ilerleyen, sabırla ama belki de boşuna terbiye edilmeye çalışılan bir topluma sabırlı bir yol gösterici. Bir başka okuma, sahnenin sabrın ve yavaşlığın kendisini yücelttiğini söyler. Tablo, kesin bir cevap vermez; tam da bu yüzden onlarca yıldır konuşulmaya devam eder. 'Kaplumbağa Terbiyecisi', teknik açıdan da bir başyapıttır. Kıyafetin dokusu, mekânın ışığı, hayvanların kabuklarındaki ayrıntı, duvardaki çini ve hat — her şey kusursuz bir gerçekçilikle resmedilmiştir. Osman Hamdi'nin Paris'te öğrendiği akademik teknik, burada en olgun hâline ulaşır. Tablonun ünü 21. yüzyılda da sürdü. 2004 yılında düzenlenen bir müzayedede, o güne kadar bir Türk tablosuna ödenen en yüksek bedelle satıldı ve Suna ve İnan Kıraç Vakfı'nın koleksiyonuna katıldı. Bugün İstanbul'daki Pera Müzesi'nde sergileniyor ve sayısız ziyaretçi tarafından görülüyor. Yavaş yürüyen kaplumbağalar, bir ressamın memleketine baktığı sabırlı ve düşünceli bakışın simgesi olarak kaldı.