Osman Hamdi Bey, müzeci ve arkeolog kimliğiyle yalnızca Osmanlı sınırları içinde değil, uluslararası bilim dünyasında da saygın bir yer edindi. Avrupa ve Amerika'nın önde gelen üniversiteleri ve müzeleriyle ilişkiler kurdu. 1894'te Amerika Birleşik Devletleri'ndeki Pennsylvania Üniversitesi ona fahri doktora unvanı verdi. Bu, Osman Hamdi'nin bilimsel çalışmalarının okyanus ötesinde de tanındığının bir göstergesiydi. Pennsylvania Üniversitesi'nin Mezopotamya'daki Nippur kazılarıyla kurduğu bağ üzerine, bu üniversitenin müzesine bir de tablo armağan etti — bir arkeolojik kazıyı konu alan resim, sanatçı kimliğiyle bilim insanı kimliğinin birleştiği özel bir yapıttı. Osman Hamdi'nin döneminde Osmanlı topraklarında pek çok yabancı kazı heyeti çalışıyordu. Bergama'da Alman arkeolog Carl Humann'ın çalışmaları, bunların en bilinenlerindendi. Osman Hamdi, bu uzmanlarla hem işbirliği yaptı hem de Asar-ı Atika Nizamnamesi'nin uygulanması konusunda sıkı bir denetim sürdürdü. Yabancı bilim insanları kazı yapabilirdi, ama buldukları eserler artık ülkede kalacaktı. Bu yıllarda Osman Hamdi'nin kardeşi Halil Edhem Bey de müzecilik alanında yetişiyordu. Halil Edhem, ileride ağabeyinin ardından müze müdürlüğünü devralacak ve onun kurduğu kurumu sürdürecekti. Müzecilik, bu ailede kuşaktan kuşağa aktarılan bir görev hâline gelmişti. Osman Hamdi, kurduğu kurumların yalnızca bugün için değil, gelecek için de ayakta kalmasını istiyordu. Uluslararası ilişkiler, yetiştirdiği kadrolar ve kataloglarla yayılan bilimsel itibar, onun bıraktığı mirası kalıcı kılan unsurlardı.