1860 yılında, henüz on sekiz yaşındayken Osman Hamdi Bey hukuk öğrenimi görmek üzere Paris'e gönderildi. Babası İbrahim Edhem Paşa, oğlunun devlet hizmetinde yükselebilmesi için hukuk eğitimini en sağlam yol olarak görüyordu. Genç Hamdi de başlangıçta bu yolda ilerledi; Paris'te hukuk derslerine yazıldı. Ama Paris, 19. yüzyılın ikinci yarısında dünyanın sanat başkentiydi. Şehrin müzeleri, salonları, atölyeleri ve sergileri kaynıyordu. Osman Hamdi'nin içindeki resim merakı, bu ortamda bastırılamayacak kadar güçlendi. Hukuk kitaplarının yanında giderek daha fazla zamanını çizim ve resimle geçirmeye başladı. Sonunda kararını verdi: hukuku bırakıp kendini bütünüyle resme adayacaktı. Dönemin en ünlü ressamlarından, oryantalist ekolün önde gelen ustası Jean-Léon Gérôme'un atölyesine girdi. Ayrıca Gustave Boulanger'nin yanında da çalıştı. Bu iki isim, Doğu'yu konu alan ayrıntılı, parlak ve teknik açıdan kusursuz tablolarıyla tanınıyordu. Osman Hamdi, onların yanında akademik resmin bütün inceliklerini — figür çizimini, ışığı, kompozisyonu, perspektifi — öğrendi. Paris'te geçirdiği yıllar boyunca yalnızca bir teknik öğrenmedi; aynı zamanda Batı'nın Doğu'ya nasıl baktığını da yakından gördü. Gérôme ve Boulanger gibi oryantalistler Doğu'yu çoğu zaman egzotik, durağan ve gizemli bir sahne olarak resmediyordu. Osman Hamdi bu bakışı içeriden öğrendi — ama ileride kendi resimlerinde bu bakışı sessizce tersine çevirecekti. 1867'de Paris'te düzenlenen büyük Dünya Sergisi'ne (Exposition Universelle) üç tablosuyla katıldı. 'Çingenelerin Molası', 'Pusu Kuran Karadenizli Asker' ve 'Askerin Ölümü' adlı bu erken yapıtların hiçbiri günümüze ulaşmadı; ama genç ressamın daha o yıllarda uluslararası bir sahnede yer aldığını gösteriyorlar. Osman Hamdi, Paris'e bir hukuk öğrencisi olarak gitmiş, oradan bir ressam olarak dönmüştü.