

Osman Hamdi Bey müzecilik ve devlet işleriyle dolu yıllarında bile fırçasını hiç bırakmadı. 1880'lerin başında ürettiği resimler, onun ressam kimliğinin en olgun çizgilerini taşır. Bu dönemde ortaya koyduğu yapıtlar, Batılı oryantalist ressamların Doğu'yu resmetme biçimine sessiz ama kararlı bir itirazdı. 1880 tarihli 'Kur'an Okuyan Genç Kız' (Genç Kadın Okurken) gibi tabloları, bu farkın en açık örnekleridir. Gérôme ve Boulanger gibi ustaların tablolarında Doğulu kadınlar çoğu zaman hareketsiz, edilgen ve seyirlik figürlerdi — bir hamamın ya da haremin egzotik dekoru içinde. Osman Hamdi ise kadını okurken, düşünürken, bir kitabın başında resmetti. Onun figürleri bakılan değil, bakan; seyredilen değil, düşünen insanlardı. Resimlerindeki mekânlar da rastgele seçilmiş egzotik süslemeler değildi. Osman Hamdi, İstanbul'un ve Anadolu'nun camilerini, türbelerini, çini duvarlarını büyük bir titizlikle, neredeyse belgesel bir doğrulukla resmetti. Çinilerin desenleri, hat levhalarının yazıları, ahşap işçiliğinin ayrıntıları gerçek yapılardan alınmıştı. Tablolarına bakan biri, aynı zamanda Osmanlı mimarisinin bir kataloğunu da görüyordu. Osman Hamdi'nin resimlerinde insan figürleri için çoğu zaman fotoğraflardan yararlandığı, hatta kendi yüzünü ve ailesinden kişileri model olarak kullandığı bilinir. Bu yöntem, ona figürlerin duruşunu ve ifadesini büyük bir hassasiyetle kurma imkânı verdi. Resimleri kurgusaldı, ama her ayrıntısı gerçeğe dayanıyordu. Böylece Osman Hamdi, oryantalizmin tekniğini Paris'te öğrenmiş, ama onun bakış açısını kendi memleketinde tersine çevirmiş bir ressam oldu. Doğu, onun tuvallerinde Batı'nın merakla seyrettiği bir manzara değil; kendi tarihini, kitabını ve inancını taşıyan insanların yurduydu.