
Orhan Veli'nin şiir dünyasının zirvelerinden biri, İstanbul'a yazdığı dizelerdir. 1940'ların ikinci yarısında kaleme aldığı 'İstanbul'u Dinliyorum', Türkçenin en çok okunan, en çok ezberlenen şiirlerinden biri oldu. 'İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı' dizesiyle başlayan şiir, şehri görsel değil işitsel bir deneyim olarak kurar. Şair gözlerini kapatır ve İstanbul'u sesleriyle dinler: serin serin esen bir rüzgâr, uzaklarda çınlayan martı sesleri, çarşının uğultusu, bir kuş çırpınışı, bir yaprağın suya düşüşü. Garip akımının gündelik, somut, duyusal şiir anlayışı, burada şaşırtıcı bir lirik güzelliğe ulaşır. Bu şiirde Orhan Veli, büyük ve soyut sözcükler kullanmaz; İstanbul'u bir tarih dersi gibi anlatmaz. Onun yerine, en küçük, en gündelik sesleri tek tek sayar ve bu sesler birikerek bütün bir şehir sevgisine dönüşür. Çocukluğunun Boğaz'ı, Beykoz'un suları, bütün bir İstanbul, kelimelerin arasından duyulur. 'İstanbul'u Dinliyorum', Garip şiirinin yalnızca bir mizah ve yıkım hareketi olmadığını, aynı zamanda derin bir duygu ve güzellik taşıyabildiğini kanıtladı. Şiir, sonraki kuşaklar tarafından okundu, bestelendi, seslendirildi; İstanbul denince akla gelen ilk dizeler arasına girdi. Aynı dönemde yazdığı 'Anlatamıyorum' şiiri de — 'Ağlasam sesimi duyar mısınız mısralarımda' diye başlayan — şairin en sevilen, en içten metinleri arasındadır.