2000 yılı, Neşet Ertaş'ın hayatının en duygusal dönüm noktalarından biri oldu. Yaklaşık yirmi üç yıl süren gurbet hayatının ardından, sazını omzuna alıp memleketine, Türkiye'ye geri döndü. Bu, sadece bir sanatçının evine dönüşü değil, bir efsanenin halkıyla yeniden buluşmasıydı. Dönüşünden kısa süre önce çarpıcı bir olay yaşanmıştı: Türkiye'de bazı yayınlarda Neşet Ertaş'ın öldüğü iddia edilmişti. Neşet, daha 2000'in başında bizzat ortaya çıkıp yaşadığını ilan etmek zorunda kaldı. Bu olay bile, onun ülkede ne kadar merak edildiğini, ne kadar özlendiğini gösteriyordu. Neşet Ertaş Türkiye'ye döndüğünde, geride bıraktığı ülkeyle yeniden tanıştı. Yirmi üç yıl önce gittiğinde sevilen bir sanatçıydı; döndüğünde ise bir efsane olmuştu. Onu hiç sahnede görmemiş, sadece kasetlerinden tanıyan koca bir kuşak, şimdi onu canlı dinleme hayaliyle yanıp tutuşuyordu. İstanbul Harbiye Açıkhava Tiyatrosu'ndaki ilk konseri unutulmazdı. Otuz yıla yakın bir aradan sonra Neşet sahneye çıktığında, salon onu ayakta, dakikalarca alkışladı. İnsanlar ağlıyor, türkülere eşlik ediyor, bir kültür kahramanını yıllar sonra yeniden bağrına basıyordu. O konser, Türkiye'nin Neşet Ertaş'a olan sevgisinin en somut kanıtıydı. Dönüşünün ardından Neşet, yurdun dört bir yanında konserler verdi. Pek çok konserini ücretsiz yaptı; parayı, kazancı değil, halkla buluşmayı önemsedi. Bozkırın tezenesi evine dönmüştü ve bu dönüş, Türk halk müziği için âdeta bir bayram oldu.