Neşet Ertaş'ın Almanya yılları uzadıkça uzadı. Başlangıçta birkaç yıllık bir süre düşünülmüşken, çocuklarının eğitimi, sanat hayatının orada kurduğu düzen ve gurbetçilerin sevgisi onu yıllarca Almanya'da tuttu. Toplamda yaklaşık yirmi üç yıl, bozkırdan uzakta, Avrupa'nın ortasında yaşadı. Bu yıllarda Neşet, Türkiye'de fiziksel olarak yoktu ama türküleri her yerdeydi. 'Gönül Dağı', 'Zahidem', 'Neredesin Sen', 'Acem Kızı', 'Acıyı Bal Eyledik' gibi eserleri kasetlerle, plaklarla elden ele dolaşıyordu. İlginç olan şuydu: Neşet gurbetteyken bile Türkiye'de giderek daha çok seviliyordu. Türküleri, kendisinden bağımsız olarak halkın hafızasında yer ediyordu. Neşet'in türküleri o kadar çok söyleniyordu ki, çoğu insan onların 'anonim' olduğunu, yani belli bir bestecisi olmadığını sanıyordu. Bu, bir sanatçı için hem en büyük iltifat hem de en büyük haksızlıktı. Çünkü Neşet'in emeği, türküleri halka mal olurken kendisine geri dönmüyordu; korsan kasetçiler kazanıyor, asıl sahibi gurbette unutulmaya yüz tutuyordu. Neşet, gurbette de boş durmadı; çocuklarını yetiştirdi, saz öğretti, Türk göçmenlerin kültürel hayatına büyük katkı sundu. Berlin başta olmak üzere Almanya'nın pek çok kentinde onun izleri kaldı. Yıllar sonra Berlin'de Bülowstraße metro istasyonuna onun adına bir anma plaketi asılacaktı. Ama yıllar geçtikçe memleket hasreti büyüdü. Neşet, bozkıra, Kırşehir'e, kendi diline, kendi insanına dönmek istiyordu. Türkiye'de ise yeni bir kuşak onun türküleriyle büyümüş, onu görmeden sevmişti. Geri dönüş için zemin yavaş yavaş hazırlanıyordu.