
1979 yılında Neşet Ertaş, Almanya'ya göç etti. Bu yolculuk başlangıçta sadece bir tedavi yolculuğuydu; parmaklarındaki felci iyileştirmek, sağlığına kavuşmak için gidiyordu. Ama kader, bu yolculuğu yirmi üç yıl sürecek bir gurbet hayatına dönüştürecekti. Almanya'da geçirdiği tedavi süreci sonuç verdi; parmaklarındaki tutulma zamanla geçti ve Neşet yeniden bağlamasını çalabilir hâle geldi. Sağlığına kavuşunca üç çocuğunu da yanına aldı ve sanat hayatını Almanya'da sürdürmeye karar verdi. Çocuklarının eğitimi onun için en öncelikli meseleydi; gurbette kalmasının en büyük sebeplerinden biri buydu. Almanya'da o yıllarda milyona yakın Türk işçi yaşıyordu. Bu insanlar, fabrikalarda, madenlerde ağır işlerde çalışan, memleket hasretiyle yanan birinci kuşak göçmenlerdi. Onlar için Neşet Ertaş'ın türküleri bir teselli, bir memleket kokusu, bir gönül bağıydı. Neşet, Almanya'daki Türk düğünlerinde, gecelerinde, derneklerinde çaldı söyledi; gurbetçilerin yüreğine memleketi taşıdı. Bir Alman sanat okulu, Neşet Ertaş'ın bağlama ustalığını fark ederek ona iki yıllık bir saz öğretmenliği teklif etti. Böylece Neşet, Anadolu'nun bağlama geleneğini Avrupa'nın ortasında öğretmeye başladı. Abdal geleneğinin sazı, gurbette yeni nesillere aktarılıyordu. Ama gurbet, adı üstünde gurbetti. Neşet Almanya'da maddi olarak rahatladı, çocuklarını okuttu, sanatını sürdürdü; ama gönlü hep memlekette kaldı. Berlin'in soğuk sokaklarında bile o, bozkırın sıcağını, Kırşehir'in türkülerini söyledi. Gurbet onun sanatına yeni bir hüzün katmanı ekledi.