2010 yılı, Neşet Ertaş'ın sanatına uluslararası bir tescil getirdi. UNESCO, Somut Olmayan Kültürel Mirasın Korunması programı çerçevesinde Neşet Ertaş'ı 'Yaşayan İnsan Hazinesi' ilan etti. Bu unvan, bir kültürel geleneği en yüksek düzeyde temsil eden ve onu gelecek kuşaklara aktaran ustalar için verilen, son derece saygın bir tanımlamaydı. 'Yaşayan İnsan Hazinesi' kavramı, bir ulusun kültürel hafızasını taşıyan, geleneği yaşatan kişileri korumayı amaçlar. Neşet Ertaş, Orta Anadolu abdal geleneğinin, bağlama ustalığının ve halk müziğinin tam da böyle bir taşıyıcısıydı. UNESCO bu kararıyla, bir halk ozanının insanlığın ortak mirası için ne kadar değerli olduğunu kabul etmiş oluyordu. Neşet için bu unvan, kişisel bir gurur kaynağı olmaktan çok, temsil ettiği geleneğin tanınması anlamına geliyordu. O hep söylediği gibi, kendisi bir zincirin halkasıydı; babası Muharrem Ertaş'tan aldığı sanatı, kendisinden sonrakilere aktarıyordu. UNESCO'nun bu kararı, abdal geleneğinin ve Türk halk müziğinin dünya sahnesinde tescillenmesiydi. O yıllarda Neşet Ertaş artık yaşlanmıştı ama hâlâ konserler veriyor, sazını çalıyor, türkülerini söylüyordu. Onu dinlemek isteyenlerin sayısı hiç azalmadı; aksine her konseri, her kuşaktan insanı bir araya getiren büyük buluşmalara dönüştü. Bu uluslararası tanınma, Neşet Ertaş'ın Türkiye sınırlarını aşan bir kültür değeri olduğunu gösterdi. Bozkırın bir köyünde, yoksul bir abdal ailesinde doğan çocuk, artık insanlığın ortak hazinelerinden biri kabul ediliyordu.