25 Nisan 2011'de Neşet Ertaş, hayatının ilginç bir çelişkisini onurla yaşadı: Yoksulluk yüzünden ilkokulu bile bitirememiş bu büyük usta, İstanbul Teknik Üniversitesi Türk Musikisi Devlet Konservatuvarı tarafından fahri doktora unvanıyla onurlandırıldı. Bu, derin anlamlar taşıyan bir olaydı. Neşet Ertaş hiçbir zaman okul sıralarında müzik eğitimi almamıştı. Onun konservatuvarı babası Muharrem Ertaş'ın dizinin dibi, sınıfı Orta Anadolu'nun düğün meydanları, diploması ise halkın gönlüydü. Şimdi ise bir üniversite, ona en yüksek akademik payelerden birini veriyordu. Üstelik İTÜ Konservatuvarı, Neşet Ertaş'ın bağlama çalış tekniğini eğitim müfredatına dahil etti. Yani Neşet'in kulaktan kulağa, ustadan çırağa öğrendiği o abdal çalış geleneği, artık akademik bir bilgi olarak da kayıt altına alınıyor, gelecek kuşaklara sistematik biçimde öğretiliyordu. Sözlü gelenek ile akademi, Neşet Ertaş'ın şahsında buluşuyordu. Bu fahri doktora, aynı zamanda Türkiye'nin halk müziğine ve abdal geleneğine bakışındaki bir değişimin de simgesiydi. Bir zamanlar 'çalgıcı takımı' diye küçümsenen abdal sanatçıları, artık bilim insanlarının, akademisyenlerin saygıyla incelediği bir kültür hazinesi olarak görülüyordu. Neşet Ertaş, bu değişimin hem öncüsü hem de simgesiydi. Neşet, bu onuru da her zamanki tevazusuyla karşıladı. Onun için en büyük diploma, türkülerinin halkın dilinde yaşamasıydı. Ama bu fahri doktora, çektiği bütün sıkıntılara, hor görülmelere rağmen sanatının ulaştığı zirvenin de resmî bir kanıtıydı.