25 Eylül 2012 günü, Türk halk müziği büyük bir kayıp yaşadı. Neşet Ertaş, ilerlemiş prostat kanseri nedeniyle tedavi gördüğü İzmir'deki hastanede, 74 yaşında hayata gözlerini yumdu. Bozkırın tezenesi sustu; ama bıraktığı türküler, hiç susmamak üzere halkın dilinde kaldı. Neşet Ertaş'ın ölümü, Türkiye'de derin bir yas yarattı. Onun türküleriyle büyüyen milyonlarca insan, bir yakınını kaybetmiş gibi hissetti. Çünkü Neşet, uzaktan hayranlık duyulan bir 'star' değil, herkesin gönlüne girmiş, sıcak, samimi, 'bizden biri' olan bir insandı. Türküleri kadar kişiliği de seviliyordu. Cenazesi memleketi Kırşehir'e götürüldü. Çiçekdağı'ndaki Ahi Evran Camii'nde kılınan cenaze namazına on binlerce insan katıldı. Dönemin Başbakanı, kültür bakanı, siyasetçiler, ünlü müzisyenler, sanatçılar ve halktan binlerce kişi son yolculuğunda Neşet Ertaş'ı yalnız bırakmadı. Bu büyük kalabalık, onun sınırları, kuşakları, siyasi görüşleri aşan bir sevginin sahibi olduğunu gösteriyordu. Neşet Ertaş, vasiyeti üzerine Kırşehir Bağbaşı Mezarlığı'nda, babası Muharrem Ertaş'ın yanına defnedildi. Hayata babasının dizinin dibinde başlamış, ömrü boyunca onun tek öğretmeni olduğunu söylemiş ve sonunda yine onun yanında toprağa karışmıştı. Abdal geleneğinin baba-oğul iki büyük ustası, aynı toprakta yan yana yatıyordu. Neşet Ertaş geride yüzlerce türkü, sayısız plak ve kaset, bir de doldurulması imkânsız bir boşluk bıraktı. Ama o hep söylemişti: 'Ölüm güzel şey, budur perde arkasından haber...' Bedeni göçmüştü ama sesi, sözü, tezenesi bozkırda yankılanmaya devam edecekti.