
Neşet Ertaş'ın ölümünden sonra, onun mirasını yaşatmak için Türkiye'nin dört bir yanında, özellikle de memleketi Kırşehir'de pek çok çalışma yapıldı. Bozkırın tezenesi göçmüştü ama bıraktığı kültürel hazine, gelecek kuşaklara aktarılmak üzere titizlikle korunmaya başlandı. Kırşehir, Neşet Ertaş'ı en güzel biçimde anmak için onun adına kültür merkezleri kurdu, anıtlar dikti, anma günleri düzenledi. Onun adını taşıyan kültür merkezleri, halk müziği eğitiminin, bağlama kurslarının, konserlerin merkezi oldu. Böylece Neşet'in çocukken babasından öğrendiği sanat, şimdi onun adını taşıyan kurumlarda yeni nesillere öğretiliyordu. Neşet Ertaş'ın türküleri, ölümünden sonra da hiç eskimedi. 'Gönül Dağı', 'Zahidem', 'Neredesin Sen', 'Acem Kızı', 'Yalan Dünya', 'Acıyı Bal Eyledik' gibi eserleri her kuşaktan müzisyen tarafından yeniden yorumlandı. Pop sanatçılarından rock gruplarına, türkü topluluklarından genç bağlama virtüözlerine kadar herkes onun türkülerine el attı. Onun eserleri âdeta canlı bir hazine gibi kuşaktan kuşağa aktarıldı. Berlin'de, yıllarca yaşadığı şehirde, Bülowstraße metro istasyonuna adına bir anma plaketi asıldı. Böylece gurbette geçirdiği yıllar da unutulmadı; Almanya'daki Türk göçmenler için ne anlama geldiği resmî olarak anıldı. Neşet Ertaş, sadece Türkiye'nin değil, gurbetin de sanatçısıydı. Bugün Neşet Ertaş, Türk halk müziğinin ölümsüz isimlerinden biridir. Abdal geleneğinin son büyük ustası olarak, hor görülen bir topluluğun içinden çıkıp bütün bir milletin gönül diline tercüman oldu. Onun mirası sadece türkülerinde değil, 'insanım', 'gönül', 'sevgi' diyen o engin insanlık anlayışında yaşıyor. Bozkırın tezenesi sustu ama bozkır hâlâ onun türkülerini söylüyor.