1957 yılı, Neşet Ertaş'ın hayatında bir dönüm noktası oldu. Henüz on dokuz yaşındayken ilk plağını çıkardı. Bu plakta, babası Muharrem Ertaş'ın söylediği 'Neden Garip Garip Ötersin Bülbül' türküsü yer alıyordu. Babadan oğula geçen sanat, artık plak yoluyla bütün ülkeye ulaşıyordu. İlk plağın ardından Neşet, Ankara'ya yerleşti ve müzik hayatını orada sürdürdü. O yıllarda Türkiye Radyolarının halk müziği yayınları, Anadolu'nun her köşesine ulaşan en güçlü kültür kanalıydı. Neşet, 'Kırşehirli Neşet Ertaş' adıyla 'Yurttan Sesler' programlarında türküler söyledi. Radyodan yükselen o yanık ses, kısa sürede milyonların gönlüne girdi. Plaklar ve radyo, Neşet Ertaş'ı bir anda Anadolu'nun en sevilen seslerinden biri yaptı. Türküleri köy kahvelerinde, evlerde, otobüslerde, gurbet yollarında çalınmaya başladı. İnsanlar onun sesinde kendi acılarını, kendi sevdalarını, kendi memleket özlemlerini buldu. Çünkü Neşet yapmacık bir sanatçı değildi; söylediği her sözü yaşamış, çektiği her acıyı türküye dönüştürmüştü. Bu yıllarda Neşet sadece türkü söylemekle kalmadı, kendi türkülerini de yazmaya, bestelemeye başladı. Halkın gönül dilini biliyordu; sevdayı, ayrılığı, hasreti, insan sevgisini en yalın, en içten sözlerle anlatıyordu. Bestelediği türküler giderek 'anonim' sanılacak kadar halka mal oldu. Otuzun üzerinde plak, sayısız kaset... Neşet Ertaş'ın üretkenliği olağanüstüydü. Ankara'da gazinolarda çalıyor, düğünlerde söylüyor, plak doldurmaya devam ediyordu. Bozkırın bir köyünden çıkan ses, artık bütün Türkiye'nin ortak sesi oluyordu.