Murat Göğebakan, ilk, orta ve lise öğreniminin tamamını Adana'da tamamladı. Çukurova'nın bu hareketli şehrinde geçen gençlik yılları, onun karakterini ve sanata olan eğilimini biçimlendirdi. Okul sıralarında, mahalle aralarında, arkadaş meclislerinde müzik onun için giderek daha merkezi bir yer kaplamaya başladı. O yıllarda Türkiye'nin gençleri için müzik, yalnızca bir eğlence değil, bir kendini ifade etme biçimiydi. Radyolardan, kasetlerden, plaklardan yükselen sesler; arabeskin yürek yakan acısı, Anadolu rock'ın isyankâr enerjisi, türkülerin köklü duygusu — bütün bunlar genç bir kuşağın iç dünyasını besliyordu. Murat da bu seslerin arasında büyüdü; dinledi, içine sindirdi, ve giderek kendi sesini aramaya başladı. Gitar, onun en yakın arkadaşı oldu. Telleri kendi kendine kurcalayarak, dinlediği şarkıları çözmeye çalışarak, akor akor ilerleyerek müziğin diline alıştı. Bu, çoğu genç müzisyenin yolculuğunda olduğu gibi, sabır ve tutku isteyen bir süreçti. Murat'ın bu enstrümana olan bağlılığı, ileride onu yalnızca söyleyen değil, çalan, besteleyen, üreten bir sanatçı yapacaktı. Gençlik yıllarının sonunda Murat Göğebakan için yol giderek netleşiyordu. Müzik onun için bir hevesin ötesine geçmiş, bir hayat seçimine dönüşmüştü. Adana'nın sıcağında, Çukurova'nın bereketli topraklarında yetişen bu genç adam, artık bu yeteneği bir mesleğe, bir sanata dönüştürmenin yollarını arıyordu. Önünde, bu tutkuyu sağlam bir eğitimle taçlandıracak bir kapı duruyordu: konservatuvar.