9 Ekim 1968 günü, Türkiye'nin sıcak güney şehri Adana'da bir oğlan çocuğu dünyaya geldi. Adını Murat koydular. Babası Malatya'nın Darende ilçesinden, annesi ise Gaziantep'in Nizip ilçesindendi; iki Anadolu şehrinin köklerini taşıyan bir ailenin çocuğuydu. Bu karışım, ileride onun müziğine de sinecekti: Anadolu'nun farklı seslerini, farklı acılarını ve sevdalarını içinde taşıyan bir ses olacaktı. Murat'ın doğduğu yıllarda ailesinin bir bölümü Almanya'nın Dresden kentinde çalışıyordu. O dönemin pek çok Anadolu ailesi gibi, Göğebakanlar da geçim için sınırların ötesine, gurbete uzanmışlardı. Bu yüzden küçük Murat'ın çocukluğunun ilk yılları Adana ile Almanya arasında, iki ülke arasında gidip gelerek geçti. Yedi yaşına kadar süren bu gurbet-memleket arası yaşam, ona daha küçük yaşta hem ayrılığı hem de özlemi tanıttı. Adana, Çukurova'nın bereketli ovasına kurulmuş, sıcağıyla, pamuk tarlalarıyla, Seyhan'ın serinliğiyle kendine has bir şehirdi. Bu şehrin insanı yürekten, sözünü esirgemeyen, duygusunu içinde tutmayan bir mizaca sahipti. Murat da bu toprakların çocuğuydu; onun ileride şarkılarına yansıyacak o doğrudan, içten, kalbi konuşturan anlatım, biraz da bu memleketin mizacından geliyordu. Göğebakan ailesi, gösterişli zengin bir aile değildi; emeğiyle, alın teriyle geçinen, çocuklarına iyi bir eğitim verme kaygısı taşıyan Anadolu ailelerindendi. Küçük Murat, bu mütevazı düzen içinde, sevgiyle ama hayatın gerçekleriyle erken tanışarak büyüdü. Çukurova'nın güneşi altında geçen bu ilk yıllar, bir gün koca bir ülkenin gönlüne dokunacak bir sesin sessiz başlangıcıydı.