1986'da Murat Göğebakan'ın hayatında önemli bir kapı aralandı: Hacettepe Üniversitesi Ankara Devlet Konservatuvarı'na girdi. Bu, onun müziğe olan tutkusunu bir hevesin ötesine taşıyan, ona sağlam bir teknik ve teorik temel kazandıran kararlardan biriydi. Konservatuvar eğitimi, Murat için disiplinli bir okul oldu. Müziğin yalnızca kulak ve duyguyla değil, bilgiyle, teoriyle, çalışmayla da var olduğunu burada öğrendi. Nota, armoni, ses eğitimi, enstrüman çalışması — bütün bunlar, içindeki ham yeteneği işlenmiş bir sanata dönüştürdü. Adana'da gitarıyla kendi kendine başladığı yolculuk, Ankara'da kurumsal bir çerçeveye kavuştu. Ankara, o yıllarda Türkiye'nin başkenti olmanın yanında, kültür ve eğitim hayatının da önemli merkezlerinden biriydi. Konservatuvar çevresi, genç bir müzisyen için hem zorlu hem de besleyici bir ortamdı. Murat burada farklı müzik geleneklerini, farklı yorumları tanıdı; kendi sesini, kendi tarzını ararken bu birikim ona yol gösterdi. Konservatuvar eğitiminin Murat Göğebakan'ın sanatına kattığı en önemli şey, belki de duygu ile teknik arasındaki o ince dengeydi. O, ileride yürek yakan, son derece duygusal şarkılar söyleyecekti; ama bu duygunun arkasında, eğitimle kazanılmış sağlam bir müzik bilgisi de vardı. İçten söylemeyi her zaman bildi; konservatuvar ona, bu içtenliği ustalıkla buluşturmayı öğretti.