Konservatuvar eğitimini tamamlayan Murat Göğebakan, Adana'ya döndü. Ancak bu dönüş bir durağanlık değil, yoğun ve çok yönlü bir çalışma döneminin başlangıcı oldu. Bu yıllarda Murat, müzikle hayatını birden çok biçimde iç içe yaşadı. En önemli adımlarından biri, Çukurova Üniversitesi'nde öğretim görevlisi olarak çalışmaya başlamasıydı. Aldığı konservatuvar eğitimi, ona şimdi bilgisini yeni kuşaklara aktarma imkânı veriyordu. Üniversitede ders verirken, aynı zamanda gitar dersleri de veriyor, öğrencilere bu enstrümanın inceliklerini öğretiyordu. Eğitimcilik, onun sanatçı kimliğinin yanında taşıdığı sessiz ama değerli bir yöndü. Murat bu dönemde yalnızca öğretmekle yetinmedi; sahnede de söylemeye devam etti. Adana'nın çeşitli mekânlarında, sahnelerinde performanslar verdi; canlı müziğin enerjisini, seyirciyle kurulan o doğrudan bağı bu yıllarda iyice tanıdı. Sahne deneyimi, ileride büyük salonlarda söyleyecek olan sanatçının en sağlam okuluydu. Anlatılana göre bu dönemde tasavvuf ve dergâh müziğiyle de ilgilendi; Anadolu'nun manevi ses geleneğine kulak verdi. Bu yıllar, Murat Göğebakan'ın hem mesleki hem sanatsal olarak olgunlaştığı bir dönemdi. Bir yandan üniversitede ders veriyor, bir yandan gitar öğretiyor, bir yandan sahnede söylüyordu. Ama içinde, bütün bu çalışmaların üzerinde duran daha büyük bir hayal vardı: kendi şarkılarını, kendi sesini bütün Türkiye'ye duyurmak. Adana, ona çok şey vermişti; ama artık bu hayalin gerçekleşeceği yere, İstanbul'a doğru bir yol görünüyordu.