1995 yılı, Murat Göğebakan'ın hayatının dönüm noktalarından biri oldu. O yıl, Adana'daki düzenli yaşamını, üniversitedeki görevini ve tanıdık çevresini geride bırakarak İstanbul'a geldi. Bu, kolay bir karar değildi; ama içindeki müzik hayali, artık daha geniş bir sahne istiyordu. İstanbul, o yıllarda Türkiye müzik endüstrisinin kalbiydi. Plak şirketleri, stüdyolar, prodüktörler, radyo ve televizyon kanalları — bir müzisyenin kariyerini ülke çapına taşıyabileceği her şey bu şehirdeydi. Ama aynı zamanda İstanbul, acımasız bir rekabet alanıydı da; binlerce yetenekli genç, aynı hayalin peşinde bu şehre akıyordu. Murat, bu kalabalığın içinde kendine yer açmak zorundaydı. Murat Göğebakan, İstanbul'a hazırlıksız gelmedi. Arkasında konservatuvar eğitimi, yıllarca süren sahne deneyimi, gitar ustalığı ve en önemlisi kendine has bir ses ve tarz vardı. O, başkasının taklidi olmayı reddeden, arabeskin yürek yakan duygusunu Anadolu rock'ın enerjisiyle birleştiren özgün bir yorum arıyordu. Bu özgünlük, onu kalabalıktan ayıracak en büyük gücüydü. İstanbul'daki ilk yıllar, her yeni gelen için olduğu gibi Murat için de bekleyiş, çalışma ve kapı kapı dolaşmakla geçen bir dönem oldu. Ama o, hayalinden vazgeçmedi. Sonunda Prestij Müzik adlı bir plak şirketiyle yolları kesişti; bu, onun ilk albümünün önünü açacak bağlantıydı. Adana'dan İstanbul'a uzanan bu cesur adım, kısa süre sonra meyvesini verecekti.