Murat Göğebakan, kariyerinin olgunluk yıllarına geldiğinde, Türk müziğinde kendine has bir yer edinmişti. O, kolay tanımlanan bir sanatçı değildi; arabeskin yürek yakan duyarlılığı ile Anadolu rock'ın özgür ruhunu birleştiren, ikisinin arasında kendi diline sahip bir yorumcuydu. Murat'ın müziğinin merkezinde tek bir kelime vardı: sevgi. Kendisine yakıştırılan 'sevgi adamı' lakabı, bir reklam buluşu değil, onun hem sanatını hem de kişiliğini doğru biçimde anlatan bir sıfattı. Şarkıları sevdayı, ayrılığı, özlemi, kırgınlığı işliyordu; ama bütün bu duyguların altında, insana ve hayata duyulan derin bir sevgi yatıyordu. O, acıyı söylerken bile bir nefreti değil, bir teselli arayışını dile getiriyordu. Bu dönemde Murat Göğebakan, Türk müziğinin köklü isimlerinin eserlerini de yorumladı; Anadolu rock'ın büyük ustalarının mirasına saygıyla bağlandı. Genç müzisyenlerle çalıştı, sahneyi onlarla paylaştı, deneyimini aktardı. Camianın ona 'ağabey' demesi, yalnızca yaşının değil, bu cömert, paylaşımcı, kucaklayıcı kişiliğinin de sonucuydu. Murat Göğebakan'ın bu yıllardaki duruşu, bir sanatçının yalnızca sesiyle değil, kişiliğiyle de iz bırakabileceğini gösterdi. O, sahnede ne kadar içten söylüyorsa, sahne dışında da o kadar mütevazı, sıcak ve sevecen bir insandı. Müziğindeki samimiyet ile yaşamındaki samimiyet birbirinin aynısıydı. İşte bu bütünlük, onu sevenlerinin gönlünde kalıcı kılan asıl şeydi; o, gerçekten de bir 'sevgi adamı'ydı.