1961'de Cemal Süreya, maliye müfettişliği göreviyle Paris'e gönderildi. Resmî amaç, vergi denetim usullerini ve iktisadi devlet kurumlarını incelemekti. Ama bu görev, bir devlet memurunun rutin bir yurt dışı görevi olmanın çok ötesine geçti; şairin hayatının en zengin dönemlerinden biri oldu. Paris, 20. yüzyıl boyunca dünyanın sanat ve edebiyat başkentiydi. Cemal Süreya, Fransızca bilen, Fransız şiirini ve düşüncesini yakından izleyen bir aydındı. Bu şehirde geçirdiği zaman, onu çağdaş Avrupa sanatının, edebiyatının ve düşüncesinin tam ortasına yerleştirdi. Müzeler, kitapçılar, sokaklar, kahveler — bütün bir kent, şairin zihnini besledi. Cemal Süreya, Paris günlerinde ikinci şiir kitabı 'Göçebe'nin önemli bir bölümünü tamamladı. 'Göçebe' adı bile, şairin kendi hayatının özetiydi: doğduğu dağlardan sürülmüş, memuriyetle kentten kente gezmiş, hiçbir yere tam kök salamamış bir adamın yurtsuzluk duygusu. Paris'in uzaklığında, kendi ülkesinden ayrı düşmüşken, bu göçebelik duygusu daha da derinleşti. Paris dönemi, aynı zamanda Cemal Süreya'nın çevirmenlik birikimini de zenginleştirdi. Hayatı boyunca Fransızcadan kırka yakın kitap çevirecekti; bu çeviri tutkusunun ve Fransız kültürüyle yakınlığının köklerinde, Paris'te geçirdiği bu zaman da vardı. Şair, görevini tamamlayıp Türkiye'ye döndüğünde, çantasında yeni bir kitabın müsveddeleri ve zenginleşmiş bir zihin vardı. Devlet kapısı, beklenmedik biçimde, ona bir Avrupa şehrini ve şiirinin en olgun ürünlerinden birini armağan etmişti. 'Göçebe', birkaç yıl sonra yayımlanacak ve Türk Dil Kurumu Şiir Ödülü'ne değer görülecekti.