
Cahit Arf 1980'de ODTÜ'den emekli olduğunda, ardında yalnızca teoremler değil, açık seçik bir bilim ve hayat felsefesi de bırakıyordu. Bu felsefe, gençliğinde École Normale Supérieure'ü seçtiği günden beri tutarlılıkla taşıdığı bir duruştu. Arf, bilimin para kazanmak için yapılmaması gerektiğini her fırsatta dile getirirdi. Ona göre Türkiye'de çoğu zaman bilgi, satılacak bir mal gibi ele alınıyordu; oysa bu, bilimin kendisi değildi. Gerçek bilim, kazanç beklentisinden bağımsız, saf bir anlama ve merak çabasıydı. Bu yüzden eğitimin amacının da çocukları ezberden kurtarıp anlamaya yöneltmek olduğunu savunurdu. Arf'ın matematik sevgisinin altında, son derece kişisel ve neredeyse şiirsel bir gerekçe yatıyordu. 'Matematik tümevarımsal bir bilimdir,' derdi, 've bu bilim sonsuz kümeler için geçerlidir. Bu sonsuzlukları tümevarımla kavrarız ve kavradığımızda sonsuzluğu hissederiz.' Ona göre bu duygu, insana ölümü unutturuyordu. 'Herkes kendini ölümsüz hissedeceği bir alanda çalışmak ister,' diyordu Arf; 'ben kendimi matematikte ölümsüz hissettim.' Bu söz, onun bütün hayatının özetiydi: Matematik, onun için bir meslek değil, sonsuzlukla kurulan bir bağdı; ölümün ötesine geçmenin bir yoluydu. İstanbul'un Kadıköy semtindeki bir duvara yıllar sonra resmedilecek olan o ünlü çağrı da bu felsefenin yankısıydı: 'Gerçekten evrenin sırrını arıyorsanız, benim yaptığım gibi sayılara gelin.' Cahit Arf, geride bıraktığı her öğrenciye, her okura işte bu daveti bırakmıştı.