Belgin'in müziğe olan yeteneği, gençlik yıllarında somut bir hedefe dönüştü: konservatuvar. Ankara Devlet Konservatuvarı'nın piyano bölümünün sınavlarına girdi ve bu sınavı büyük bir başarıyla, ilk sıralarda kazandı. Bu, sıradan bir başarı değildi; klasik müzik eğitimi veren bu kurum, disiplin, yetenek ve emek isteyen seçkin bir okuldu. Konservatuvarı kazanmak, Belgin için bir kapının açılması demekti. Piyano başında geçecek yıllar, ona klasik müziğin yapısını, müzik teorisini, sahnenin disiplinini öğretebilirdi. Genç bir kadının, kendi yeteneğiyle böylesi bir kuruma girmesi, hem kişisel bir zafer hem de geleceğe dair umut vaat eden bir adımdı. Ancak bu hayalin önünde, yetenekle çözülemeyecek bir engel duruyordu: para. Konservatuvar eğitimi sürdürmek; enstrüman, malzeme, zaman ve istikrarlı bir maddi destek gerektiriyordu. Belgin'in ailesinin koşulları buna elvermedi. Eğitimine, kazandığı bu değerli yere rağmen birkaç yıl sonra son vermek zorunda kaldı. Konservatuvarın yarıda kalması, Belgin'in hayatındaki ilk büyük kırılmalardan biriydi. Bu, yeteneğin tek başına yeterli olmadığı, toplumsal ve ekonomik koşulların bir gencin yolunu nasıl belirleyebildiği gerçeğinin acı bir örneğiydi. Yine de bu kayıp, onun müzikten kopması anlamına gelmedi. Klasik eğitimin kapısı kapanmıştı; ama Belgin, sesini duyurabileceği başka bir yol arayacaktı. O yol, akademinin sessiz salonlarından çok uzakta, gazino sahnelerinin ışığında belirecekti.