Belgin'in çocukluğunun ikinci sahnesi Ankara'da kuruldu. Annesi, çocuklarıyla birlikte başkente yerleşti; aile, Cumhuriyet'in idari merkezi olan bu şehirde, mütevazı imkânlarla yeni bir hayatın temelini attı. Belgin için Ankara, Mersin'in deniziz bir karşılığıydı: kara iklimli, geniş caddeli, daha sade ama düzenli bir şehir. Belgin, Ankara'da Yenimahalle'deki Yunus Emre İlkokulu'nda okudu. Okul yılları, onun müzikle ilk ciddi tanışmasının da yıllarıydı. Sesinin ve müziğe olan ilgisinin fark edilmesi uzun sürmedi; okul gösterilerinde, müsamerelerde şarkı söyledi, mandolin gibi enstrümanlarla tanıştı. Henüz küçük bir çocukken bile, müziğin onun için sıradan bir hevesin ötesinde bir şey olduğu belliydi. Ailenin maddi koşulları kolay değildi. Annesi, kalabalık bir aileyi tek başına ayakta tutmaya çalışıyordu; çocuklar erken yaşta hayatın zorluklarıyla, kıt imkânların ne demek olduğuyla tanıştılar. Belgin de bu gerçekliğin içinde büyüdü. Müzik, bu zorlu tabloda hem bir sığınak hem de ileride bir çıkış yolu olacaktı. Ankara'nın bu yılları, Belgin'in karakterini biçimlendiren bir dönem oldu. Erken olgunlaşmak zorunda kalan, hayatı kolay yoldan tanımayan, ama içinde güçlü bir ifade arzusu taşıyan bir genç kız büyüyordu. Sesinin onu nereye götüreceğini henüz kimse bilmiyordu; ama o ses, bu mütevazı başkent mahallelerinde, sessizce kendi yolunu hazırlıyordu.