1985, Bergen'in kariyerinin yeni bir aşamaya geçtiği yıl oldu. 29 Mart 1985'te İstanbul'da sahneye çıktı. İstanbul, Türkiye'nin müzik ve eğlence hayatının kalbiydi; burada başarılı olmak, ülke çapında tanınmanın eşiğine gelmek demekti. Bergen'in İstanbul sahnelerine adım atması, onun artık yalnızca Ankara ve Adana ile sınırlı bir isim olmadığının göstergesiydi. Yaşadığı her şeye rağmen, sanatına olan inancını koruyan, sahnede var olmaya devam eden bir kadın olarak, Türkiye'nin en büyük şehrinin dinleyicisiyle buluşuyordu. Bu yıllarda Bergen'in sesi gitgide daha geniş bir kitleye ulaşıyordu. Arabesk ve fantezi müziğin kadın sesleri arasında kendine sağlam bir yer edinmişti. Plakları satılıyor, sahneleri ilgi görüyor, adı ülkenin dört bir yanında duyuluyordu. İstanbul, bu yükselişin önemli bir kavşağıydı. Bergen'in 1980'lerin ortasındaki bu çıkışı, kişisel hikâyesinin acılarına rağmen sanatının yükselişe geçtiği bir dönemdi. Bir yandan hayatının ağır yüküyle, diğer yandan giderek büyüyen bir sanatçı kariyeriyle yürüyordu. Önünde, onu bütün Türkiye'nin tanıyacağı bir albüm vardı; o albümle birlikte adı, bir kuşağın ortak hafızasına kazınacaktı.