
1986'da Bergen, kariyerinin en büyük dönüm noktası olacak albümü çıkardı: 'Acıların Kadını'. Bu albüm, onun adını bütün Türkiye'ye duyurdu; bir milyonun üzerinde satarak, dönemin en çok dinlenen arabesk-fantezi albümlerinden biri oldu. 'Acıların Kadını', adıyla, kapağıyla ve içindeki şarkılarla Bergen'in hem sanatını hem de hayat hikâyesini bir araya getiriyordu. Albümdeki 'Acıların Kadını', 'Sen Affetsen', 'Benim İçin Üzülme', 'Dertli Dertli', 'Kul Duası', 'Gülümse Biraz' gibi şarkılar kısa sürede dilden dile dolaştı. Bu şarkılar, sevdayı, kaderi, ayrılığı ve dayanma gücünü Bergen'in o dolu, içten sesiyle anlatıyordu. Albümün başarısı, Bergen'e 'En Çok Satan Kadın Arabesk Sanatçı' niteliğinde bir tanınırlık getirdi; altın plak ve kaset ödülleri aldı. Artık o, gazino sahnelerinin bir ismi değil, bütün Türkiye'nin tanıdığı bir sanatçıydı. Sesinin ulaştığı kitle, taksilerden kahvelere, evlerden minibüslere kadar uzanıyordu. Ancak 'Acıların Kadını' adı, beraberinde hassas bir mesele de getirdi. Bu sıfat, Bergen'in sesiyle, sahnesindeki etkisiyle, şarkılarındaki duygu yoğunluğuyla yakından örtüşüyordu; ama aynı zamanda onun gerçek hayatta yaşadığı acılarla da iç içe geçti. Zamanla Bergen, halkın gözünde bu sıfatla anılır oldu. Bugün geriye bakıldığında, 'acıların kadını' tanımının yalnızca bir yanı görülebilir. Bergen, acıyı yaşamış bir kadındı; ama onun asıl hikâyesi, acıya rağmen söylemeye devam etmiş olmasıdır. Bu albüm, bir acının değil, bir kadının yeteneğinin ve dayanıklılığının zaferiydi. 'Acıların Kadını', onu tanımlayan bir etiket değil; onun sesinin ne kadar güçlü olduğunun bir kanıtı olarak hatırlanmayı hak ediyor.