2 Ocak 1943 günü, İstanbul'un Üsküdar ilçesinde bir oğlan çocuğu dünyaya geldi. Nüfusa Tosun Yusuf Mehmet Barış Manço olarak yazıldı; ama hayatı boyunca yalnızca 'Barış' adıyla anılacaktı. Bu adın bir hikâyesi vardı: İkinci Dünya Savaşı bütün dünyayı kasıp kavururken doğan bu çocuğa ailesi, savaşın bir an önce bitmesi ve barışın gelmesi dileğiyle 'Barış' adını verdi. Ondan büyük olan ağabeyinin adı ise 'Savaş'tı; iki kardeşin adları, bir çağın ruh hâlini özetliyordu. Ailesi sıradan bir aile değildi. Annesi Rikkat Uyanık, 1940'ların başında tanınmış bir ses sanatçısıydı; klasik Türk müziği eğitimi almış, İstanbul Radyosu'nda ve konservatuvarda yıllarca ders vermiş bir müzisyendi. Küçük Barış'a, geleneksel ninniler yerine klasik Türk müziğinin nadide eserlerini söyleyerek uyuturdu. Babası İsmail Hakkı Manço ise farklı bir dünyanın insanıydı. Çocuk, daha beşikteyken müziğin içine doğmuştu. Manço ailesinin geçmişi köklüydü; soyadlarının kökeni hakkında çeşitli rivayetler anlatılırdı. Barış, evin ikinci çocuğu olarak, müziğin ve sanatın sıradan bir uğraş değil, hayatın doğal bir parçası sayıldığı bir ortamda büyüdü. Annesinin sesi, evdeki plaklar, müzik sohbetleri onun kulağını daha çocukluğunda terbiye etti. Savaşın gölgesinde, barış dileğiyle doğan bu çocuk, ileride gerçekten de bir 'barış' insanı olacaktı: kültürleri birbirine bağlayan, dünyayı gezip Türkiye'yi anlatan, yedi yaşındaki çocukla yetmiş yedi yaşındaki dedeyi aynı şarkıda buluşturan bir köprü. Üsküdar'ın o kış gününde doğan Barış, bir gün bütün bir milletin sevgilisi olacaktı; ama önce, müzikle dolu uzun bir yolculuğa çıkması gerekiyordu.