1976'da Barış Manço, kariyerinin en ilginç ve uluslararası boyutlu çalışmalarından birine imza attı. İngilizce sözlerle hazırlanan 'Baris Mancho' adlı albüm, Türkiye dışında, özellikle Doğu Avrupa'da büyük ilgi gördü. Albümdeki parçalar, Manço'nun Anadolu rengini taşıyan müziğinin sınırların ötesinde de karşılık bulabileceğini gösterdi. Bu albüm Romanya ve Fas gibi ülkelerde listelerin zirvesine çıktı. Manço'nun müziği, Türkçe bilmeyen dinleyiciler için de çekiciydi; melodileri, ritmi, atmosferi evrensel bir dile sahipti. Albüm, Türkiye'de yeniden yayımlandığında 'Nick the Chopper' adıyla anıldı; bu isim, plağın en bilinen parçalarından birinden geliyordu. 'Nick the Chopper', Barış Manço'nun yalnızca bir 'yerel' sanatçı olmadığını, dünyayla konuşabilen bir müzisyen olduğunu kanıtladı. Anadolu'nun ezgilerini Batılı bir formla buluşturan müziği, Doğu ile Batı arasında bir köprü kuruyordu. Bu uluslararası ilgi, ileride onun 'kültür elçisi' kimliğinin ve dünyayı gezeceği yılların habercisiydi. Manço için sınır tanımayan bir müzik üretmek, doğal bir tutumdu. Belçika'da eğitim almış, Avrupa sahnelerinde çalmış, birçok dili konuşan bir sanatçı olarak o, her zaman Türkiye'yi dünyaya, dünyayı Türkiye'ye anlatma derdindeydi. 'Nick the Chopper' bu derdin müzikteki en somut karşılıklarından biriydi; on yıllar sonra bile, plak koleksiyoncularının ve Anadolu rock tutkunlarının aradığı bir başyapıt olarak anılacaktı.