

Barış Manço, bedenen aramızdan ayrıldı; ama müziği, kişiliği ve mirası Türkiye'nin ortak hafızasında hiç sönmedi. Ölümünden sonra, Kadıköy Moda'da yıllarca yaşadığı köşk, bir müzeye dönüştürüldü. Barış Manço Evi, sanatçının eşyalarının, plaklarının, sahne kostümlerinin, kocaman yüzüklerinin, gezilerinden getirdiği objelerin sergilendiği bir anı mekânı oldu. Yurdun dört bir yanından insanlar, onu anmak ve hayatına dokunmak için bu eve geliyor. Manço'nun adı ve sevgisi, ölümünden sonra da hiç eksilmedi. Türkiye'nin pek çok şehrinde ona heykeller dikildi, sokaklara ve kültür merkezlerine adı verildi. İzmir Karşıyaka gibi yerlerde onun anısına yapılmış anıtlar, hayranlarının onu hatırladığı buluşma noktaları hâline geldi. Şarkıları kuşaktan kuşağa aktarıldı; 'Dağlar Dağlar', 'Gülpembe', 'Arkadaşım Eşek' bugün hâlâ herkesin diline dolanmış durumda. Manço'nun mirası, müziğin sınırlarını da aşar. O, bir kuşağa hoşgörüyü, merakı, dünyaya açık olmayı, farklı kültürlere saygıyı öğretti. 'Bir 7'den Bir 77'ye' ile çocuklara dünyayı tanıttı; uzun saçı ve bıyığıyla bile, önyargılara meydan okumanın bir simgesi oldu. 2013'te, doğumunun 70. yıl dönümünde Google, ana sayfasında onu bir Doodle ile andı; bu, onun etkisinin uluslararası ölçekte de tanındığının bir işaretiydi. Barış Manço'nun hayatı, bir barış dileğiyle başlamış ve bütün bir milletin gönlünde sevgiyle son bulmuştu. O, türküyle rock'ı, Doğu ile Batı'yı, çocukla yaşlıyı, geçmiş ile geleceği birleştirdi. Anadolu rock'ın öncüsü, ekranların güler yüzlü bilgesi, dünyayı gezen kültür elçisi — ve her şeyden önce, adı gibi, bir 'barış' insanı. Moda'daki evinde, dinlenen plaklarında, söylenen şarkılarında o hâlâ aramızda; yedi yaşından yetmiş yedi yaşına, herkesin gönlünde.