Liseyi bitiren Barış Akarsu, müzikle geçinme hayalini gerçekleştirmek için doğduğu kasabadan ayrıldı. İlk durağı Türkiye'nin turizm başkenti Antalya oldu. Burada, sahil otellerinde animatörlük yapmaya başladı. Bu, müzikle hayatını kazanmaya çalışan pek çok genç sanatçının geçtiği yollardan biriydi. Animatörlük kolay bir iş değildi. Otellerde tatilcileri eğlendirmek, sahne almak, gün boyu insanların karşısında enerjik ve neşeli kalmak gerekiyordu. Ama bu iş, Akarsu'ya çok şey öğretti: sahneye çıkmayı, kalabalığın karşısında durmayı, bir topluluğu peşinden sürüklemeyi. İçindeki o doğal sahne enerjisi, Antalya'nın otel sahnelerinde keskinleşti. Bu yıllar, Barış Akarsu için bir tür çıraklık dönemiydi. Henüz kimsenin tanımadığı, adı sanı duyulmamış bir gençti; geçim derdiyle, hayallerinin peşinde, şehir şehir dolaşıyordu. Antalya'nın güneşli sahillerinde geçirdiği bu zaman, onun hem sahne tecrübesini hem de hayata karşı dayanıklılığını biriktirdi. Ama animatörlük, sonsuza dek sürecek bir yol değildi. Akarsu'nun asıl istediği, eğlence sahnesinde değil, gerçek bir müzisyen olarak, kendi sesini, kendi yorumunu duyurmaktı. Antalya günleri onu hazırlamıştı; ama o, sahnesini, kendi müziğini çalabileceği bir yeri arıyordu. Karadeniz onu yeniden çağıracak, gurbet yolculuğu bir başka kıyıda devam edecekti.