29 Haziran 1979 günü, Karadeniz'in en güzel sahil kasabalarından biri olan Amasra'da, Bartın'a bağlı bu küçük ilçede bir oğlan çocuğu dünyaya geldi. Annesi Hatice, babası Selahattin Akarsu'ydu. Çocuğa konacak ismin bir anlamı, bir dileği vardı: O yıl, 1979, Birleşmiş Milletler tarafından 'Dünya Çocuk Yılı' ilan edilmişti. Babası, çocukların barışı temsil ettiğine inanıyordu; bu yüzden oğluna 'Barış' adını verdi. Amasra, iki koyu, kalesi, taş sokakları ve balıkçı tekneleriyle, bir masal kasabasını andıran küçük bir yerdi. Tarih boyunca Karadeniz kıyısının en sevilen limanlarından biri olmuş bu kasaba, Barış Akarsu'nun çocukluğunun bütün dekorunu oluşturacaktı. Denizin sesi, martıların çığlığı, balıkçıların sabah erken kalkışları — bütün bunlar onun ilk dünyasıydı. Akarsu ailesi sıradan, çalışkan bir Karadeniz ailesiydi. Küçük Barış, kasabanın dar sokaklarında, kalenin eteklerinde, denizin kıyısında büyüdü. Henüz dünyaya yeni gelmiş bu çocuğun ileride bütün bir ülkenin tanıyacağı bir ses olacağını, kısa ama yoğun bir hayatla milyonların gönlüne dokunacağını o gün kimse bilemezdi. Amasra, hayatı boyunca Barış Akarsu'nun hem doğduğu yer hem de ruhunun memleketi olarak kalacaktı. Yıllar sonra ünlü bir müzisyen olduğunda, ilk albümüne doğduğu kasabanın adını taşıyan bir şarkı koyacak; 'Amasra' adlı o parçayla, bu küçük sahil kasabasını bütün Türkiye'ye sevdirecekti. Ve hayatının sonunda, uzaklarda da olsa, yeniden bu kasabaya, doğduğu toprağa dönecekti. Amasra'da başlayan hikâye, Amasra'da tamamlanacaktı.