4 Temmuz 2007 günü, beş gün süren yoğun bakım sürecinin ardından, doktorların bütün müdahalelerine rağmen Barış Akarsu hayatını kaybetti. Henüz 28 yaşındaydı. Doğum gününü kutlamak için yola çıktığı bir gecenin ardından, aynı yaz içinde, doğum gününden yalnızca beş gün sonra aramızdan ayrılmıştı. Haber Türkiye'yi sarstı. Yıllarca gurbette pişmiş, bir yarışmadan parlamış, üç yıl içinde Anadolu rock'ının sevilen bir sesi olmuş bu genç sanatçının böyle erken, böyle ani gidişi, milyonlarca insanı derin bir yasa boğdu. Kariyerinin daha başında, yeni şarkılarının, yeni bir albümün hayalini kuran biri için bu, çok zamansız bir vedaydı. Barış Akarsu'nun ölümü, özellikle gençler arasında büyük bir üzüntü yarattı. Onun müziğiyle büyüyen, konserlerinde coşan, şarkılarını dilinden düşürmeyen bir kuşak, sanki bir yakınını kaybetmiş gibi oldu. Hastanenin önünde günlerce nöbet tutan hayranlar, şimdi bu acı haberle baş başa kalmışlardı. Bir gür ses, henüz söyleyecek çok şeyi varken susmuştu. Genç yaşta kaybedilen sanatçıların ardından kalan o özel hüzün, Barış Akarsu için de geçerliydi: insan, 'daha neler yapardı' diye düşünmeden edemiyordu. Ama o, kısacık kariyerine de hatırı sayılır bir miras sığdırmıştı — iki albüm, sevilen onlarca şarkı, bir dizi rolü, bir ödül ve hepsinden önemlisi, gönüllerde yer etmiş içten bir ses. 4 Temmuz 2007, Türk rock müziğinin en hüzünlü günlerinden biri olarak hafızalara kazındı.