
1954 yılının Mayıs ayında Sait Faik'in hastalığı son aşamasına ulaştı. 5 Mayıs'ta ağır bir kriz geçirdi ve İstanbul'da Marmara Kliniği'ne kaldırıldı. Yıllardır bedenini tüketen siroz, artık geri dönüşü olmayan bir noktaya gelmişti. 11 Mayıs 1954 gecesi, saat 02:35 sularında, Sait Faik Abasıyanık bir yemek borusu kanaması sonucu hayatını kaybetti. Henüz kırk yedi yaşındaydı. Türk edebiyatı, en özgün öykücülerinden birini, hayatının ve kaleminin en olgun döneminde yitirdi. Ertesi gün, 12 Mayıs'ta, İstanbul'da büyük bir kalabalığın katıldığı bir törenle Zincirlikuyu Mezarlığı'na defnedildi. Yıllar sonra annesi Makbule Hanım da onun yanına gömülecek; anne ve oğul, aynı mezarda yan yana yatacaktı. Sait Faik geride yalnızca on dört kitap bırakmadı; geride bir bakış, bir duyarlık, bir edebiyat anlayışı bıraktı. 'Bir insanı sevmekle başlar her şey' diyen, balıkçıyı, işsizi, kimsesiz çocuğu, 'lüzumsuz' sayılan herkesi sevgiyle yazan bir hikâyeci, bedeniyle göçtü ama sesiyle kaldı. Kısa hayatı bitmişti; ama Türk öyküsündeki etkisi daha yeni başlıyordu.