
2001 yılı, Sabiha Gökçen'in hayatında hem bir zirve hem de bir veda yılı oldu. O yıl İstanbul'un Anadolu yakasında açılan yeni uluslararası havalimanına onun adı verildi: Sabiha Gökçen Uluslararası Havalimanı. Bir kadın havacının adını taşıyan bu havalimanı, onun mirasının taşa ve betona kazınmış kalıcı bir simgesi oldu. Bu onurun yaşamının son aylarına denk gelmesi, hikâyenin dramatik bir kapanışıydı. Bursa'da yoksul bir yetim olarak başlayan ömür, adını her gün milyonlarca yolcunun gördüğü bir havalimanında ölümsüzleşiyordu. Gökyüzünü hayatının merkezine koymuş bir insan için, adını uçakların inip kalktığı bir yere bırakmaktan daha anlamlı bir miras düşünülemezdi. Sabiha Gökçen, 22 Mart 2001'de — tam 88. doğum gününde — Ankara'da hayatını kaybetti. Doğduğu gün ile öldüğü günün aynı tarihe denk gelmesi, hayatının başına ve sonuna simetrik bir çerçeve çiziyordu: 22 Mart 1913'te başlayan, 22 Mart 2001'de tamamlanan bir ömür. Geride 28 yıllık bir uçuş kariyeri, yaklaşık 8.000 uçuş saati, onlarca yetiştirdiği pilot ve dünyanın ilk kadın savaş pilotu unvanı bıraktı. Guinness Rekorlar Kitabı onu bu unvanla kayda geçirdi. Ancak Sabiha'nın asıl mirası rakamlarda değil, açtığı yolda: bir kadının gökyüzünde yeri olduğunu, tartışmasız biçimde, tüm dünyaya kanıtlamış olmasında.