10 Şubat 1999 gecesi, Ahmet Kaya'nın hayatının ve Türkiye'nin kültürel hafızasının en sarsıcı dönüm noktalarından biri yaşandı. O gece, Magazin Gazetecileri Derneği'nin düzenlediği bir ödül töreninde, Ahmet Kaya 'Yılın Müzik Sanatçısı' ödülünü aldı. Kürsüye çıkan Ahmet Kaya, teşekkür konuşmasında bir açıklama yaptı: hazırlamakta olduğu albümde Kürtçe bir şarkı söyleyeceğini ve bunun için bir klip çekeceğini, bu klibi yayınlayacak cesur televizyoncuların da çıkacağına inandığını söyledi. Kürtçe, onun babasının dili, çocukluğunun seslerinden biriydi; bu açıklama, onun için kişisel ve kültürel bir ifade biçimiydi. Ama salonun tepkisi son derece sert oldu. Sözlerinin ardından salonda büyük bir gerginlik patladı; protestolar yükseldi, kimi katılımcılar çatal bıçak gibi eşyalar fırlattı, marşlar söylendi. Şık giyimli bir salonun, bir anda bir öfke kalabalığına dönüştüğü o sahne, Ahmet Kaya'nın eşi tarafından da uzun yıllar boyunca acıyla anlatıldı. Sanatçı ve eşi, o gece fiziksel bir saldırı tehdidiyle salondan ayrılmak zorunda kaldı. O gece yaşananlar, ertesi günlerde medyada büyük bir linç kampanyasına dönüştü. Bazı gazeteler hakkında ağır manşetler attı; sonraki yıllarda, bu kampanyada kullanılan kimi fotoğrafların gerçeği yansıtmadığı, montajlandığı da ortaya çıktı. Bir sanatçı, bir cümle yüzünden, bir gecede 'hain' ilan edilmeye çalışıldı. Bu olay, sadece Ahmet Kaya'nın değil, Türkiye'nin de bir sınavıydı; ifade özgürlüğünün, farklılıklara tahammülün ne kadar kırılgan olduğunu acı biçimde gösterdi. O gecenin ardından Ahmet Kaya'nın hayatı bir daha asla eskisi gibi olmayacaktı.