1985 yılı, Ahmet Kaya'nın hayatının dönüm noktası oldu. Yirmi sekiz yaşına gelmişti; yıllardır biriktirdiği şarkıları, sözleri ve hayalleri vardı. 'Zamanıdır' dedi ve Türk müzik piyasasının kalbi olan Unkapanı'nın yolunu tuttu. Cebinde para yoktu; ama elinde, yıllarca yoksullukla, sokakla, emekle yoğrulmuş şarkılar vardı. Arkadaşlarının yardımı ve kendi kıt imkânlarıyla ilk albümünü hazırladı: 'Ağlama Bebeğim'. Albümün adı bile bir şefkat ve bir teselli taşıyordu; ezilenlere, yorgunlara, umudunu kaybetmek üzere olanlara seslenen bir ses. Ahmet Kaya, daha ilk albümüyle, Türk müziğinde o güne dek tam olarak doldurulmamış bir alanı doldurmaya başladı. Onun müziği ne tam halk müziğiydi ne de o günün popüler arabeskı. Türkünün sıcaklığını, şiirin derinliğini ve bir aydının vicdanını bir araya getiriyordu. Sözlerinde edebiyat vardı; çünkü Ahmet Kaya, okuyamadığı okulun açığını şiirle, kitapla kapatmaya çalışmış bir adamdı. Nâzım Hikmet'ten Yılmaz Güney'e uzanan bir geleneğin müzikteki sesi olmaya adaydı. 'Ağlama Bebeğim', büyük gürültüler koparan bir çıkış olmadı belki; ama Ahmet Kaya'nın adını duyurdu, onu Unkapanı'nda tanınan bir isim hâline getirdi. Daha önemlisi, kendisine güven verdi: yıllarca biriktirdiği şarkıların bir karşılığı vardı, bir dinleyicisi vardı. O ilk albümün ardından geriye dönüş yoktu. İşportacı çocuk, fabrika gecelerinin minik şarkıcısı, artık plağı olan bir sanatçıydı. Önünde, Türkiye'nin en sevilen seslerinden biri olacağı uzun bir yol uzanıyordu.