
Bergen'in hayatının en ağır kırılması, 1982 sonbaharında yaşandı. O dönemde İzmir'de sahne alıyordu. Sanatçının özel hayatındaki ilişki, kontrol, baskı ve şiddetle gölgelenmişti; bu şiddet, en yıkıcı biçimlerinden biriyle hayatına müdahale etti. Bergen, üzerine kezzap atılması sonucu ağır biçimde yaralandı. Bu saldırı, onun yüzünü ve görme yetisini hedef aldı; bir gözünü tamamen kaybetti, yüzünde kalıcı izler oluştu. Saldırının ardından uzun bir süre hastanede tedavi gördü. Genç bir kadın, bir sanatçı, hayatının en üretken döneminde, en korkunç biçimde yaralanmıştı. Bu olay, Bergen'in hikâyesinin en hassas ve en acı sayfasıdır. Burada anlatılması gereken, şiddetin ayrıntıları değil, bir kadının böylesine ağır bir saldırının hedefi olmuş olmasının kabul edilemezliğidir. Bergen, kendi evinde, kendi ilişkisinde, korunması gerekirken zarar gördü. Bu, o döneme özgü bir trajedi değil; ne yazık ki bugün de kadınların yaşadığı şiddetin tanıdık ve yıkıcı bir biçimidir. Bu saldırının ardından Bergen'in önünde iki yol vardı: ya sahneden tamamen çekilmek, ya da yaşadığı her şeye rağmen yeniden ayağa kalkmak. Yüzünde kalıcı izler, gözünde kalıcı bir kayıpla, bir sanatçı olarak geleceğine dair belirsizlik içinde, çok zor bir karar eşiğindeydi. Bergen, bu eşikte teslim olmayı seçmedi. Tedavi sürecinin ardından, yeniden söylemeye, yeniden sahneye dönmeye karar verdi. Bu kararın ardındaki cesaret, onun hikâyesinin asıl özüdür: yaşadığı acı onu tanımlasın istemedi; sesinin, sanatının ve var olma hakkının, kendisine yapılan haksızlıktan daha güçlü olduğunu seçti.