1988'de çıkan 'Başkaldırıyorum' albümü, Ahmet Kaya'nın sanatındaki isyankâr damarın en açık ifadesi oldu. Albümün adı bile bir manifesto gibiydi: boyun eğmemek, susmamak, haksızlığa rıza göstermemek. Bu sözcük, Ahmet Kaya'nın bütün sanat hayatının özeti hâline geldi. O yıllarda Ahmet Kaya, sadece sevilen bir sanatçı değil, aynı zamanda bir vicdan sesi olarak görülüyordu. Şarkılarında yoksulluğu, adaletsizliği, gençliğin çalınan yıllarını dile getirdi. 'Başkaldırıyorum', bu duyguları en güçlü biçimde toplayan albümlerden biriydi; özellikle aynı adı taşıyan şarkı, konserlerinde binlerce kişinin hep bir ağızdan söylediği bir marşa dönüştü. Ama bu cesaret, bedelsiz değildi. Sözünü esirgemeyen bir sanatçı olmak, Türkiye'nin o günkü siyasi ikliminde tehlikeli bir tercihti. Ahmet Kaya, şarkıları ve duruşu yüzünden sık sık baskıyla, soruşturmayla, sansürle karşılaştı. Kimi şarkıları radyo ve televizyonlarda yer bulamadı; kimi konserleri engellenmek istendi. İlginç olan, baskının yalnızca bir yönden gelmemesiydi. Bir yandan resmî kurumlar onun politik sözlerini fazla bulurken, öte yandan kimi sol çevreler de onun maddî başarısını eleştiriyordu. Ahmet Kaya, iki ateş arasında kalmış bir sanatçıydı; ama o, kimsenin beklentisine göre değil, kendi vicdanına göre şarkı söylemeyi seçti. 'Başkaldırıyorum', Ahmet Kaya'yı bir kuşağın isyanının sesi yaptı. Onun türküleri artık sadece dinlenen değil, yaşanan, paylaşılan, uğruna bir araya gelinen türkülerdi. Bu, hem büyük bir sevginin hem de ilerideki büyük çatışmaların habercisiydi.